BEYAZ ŞAYET TÜRK DEĞİL

BEYAZ ŞAYET TÜRK DEĞİL

Oyuncu, müzisyen yahut yazar dendiğinde aklına George Harrison, Garry Cooper, Bob Dylan, Mick Jagger, Jim Morrison, James Joyce, Eric Clapton, Thjopmas Mann, Mahler, Pink Floyd, Visconti, Mark Kurlansky, Phil Collins, Jay Leno, Luigi Comencini benzeri adlar geliyor; müzik ya da kitap dediğinde hatırladıkları “Little Red Roaster”, “Why My Guitar Gently Weeps”, “Kindertotenlieder”, “Hasta Siempre”, “It Was A Very Good Year”, “Broken Wings”, “We Are The World”, “Careless Whispers” vesaire… Paris’in Qurtier Latin mahallenindeki minik sinemalardan bahsediyor, edebî örnekleri Tevrat’tan veriyor, gençliğinin en devrimci figürü ise malûm: Che!
Ertuğrul ağabeyin “Beyaz Türk”ü yorumlamak amaçlı kaleme aldığı kitabındaki tüm örnekler işte böyle yalnızca başka, başka bir deyişle “dışarıdan olan” isimlerden ve eserlerden ibaret. Bahsettiği “bizden” olanlar ise yalnızca birden çok birey, meselâ edebiyatçılardan Turgut Uyar, Ece Ayhan ve bahsettiği Türk şairleri içinde en eskisi de “Bir bahar akşamı rastladım size”nin güftekârı meydana gelen ve 1974’te ölüm eden Fuad Edip Baksı! Okumaya devam et “BEYAZ ŞAYET TÜRK DEĞİL”

RUSYA VE FRANSA KARIŞTIRDI

RUSYA VE FRANSA KARIŞTIRDI

O yıllarda Rusya devreye girdi ve Çar Birinci Nikola, Osmanlı Devleti’nin başını uzunca süre ağrıtacak meydana iştirak eden “Mübarek Makamlar Meselesi”ni meydana attı. Çar, Kudüs’teki mukaddes mekânların yönetiminin Rusya’nın elinde bulunmasını istiyor ve Osmanlı topraklarındaki Hristiyan teb’anın koruyuculuğunu istek ediyordu. O devirde Katolik dünyasının koruyuculuğuna soyunan Fransa’nın da işe karışıp anahtarların önceden meydana geldiği benzeri Katolikler’e verilmesi amaçlı Osmanlı tarafına stress yapması üst kısmına bunalan vaktin hükümdarı Padişah Abdülmecid, muhteşem bir çözüm buldu: 1852’de kilisenin kapısındaki kilidi değiştirtti ve bir fermanla anahtarın papazlarda değil, Beytüllâhim’in önde iştirak eden bir Müslüman ailesinde, Hüseynîler’de bulunmasını emretti. Benzer işi daha daha sonra Kudüs’teki Kıyamet Kilisesi’nde de inşa etti, bu kilisenin anahtarları da Müslümanlar’a verildi. Her 2 mabedin kapısını tam 150 yil süresince her erken Müslümanlar açtılar ve didişmekten yorulan Hristiyanlar da huzurlu ettiler. Okumaya devam et “RUSYA VE FRANSA KARIŞTIRDI”

VAKIF KİTABI ÖRNEĞİ

VAKIF KİTABI ÖRNEĞİ

Asırlar öncesinde vakfedilen ve hemen kütüpanelerde muhafaza edilen elyazması yapıtların sayfalarında silinmesi gayet kolay değil meydana gelen mürekkeple yazılmış vakıf kayıtları ve basılmış vakıf mühürleri görürsünüz. Eserler çalınıp bu kayıtlar kazındıkları halde sayfalarda kesinlikle izleri kalır, başka bir deyişle vakfedilmiş yapıtın bir yerden yürütülmüş meydana geldiği ek olarak önce bakışta anlaşılır…
Dolayısıyla müzelerde yer alan ve çiplenecek meydana gelen tabloların arkalarına vakfedilmiş elyazmalarındaki benzeri kazındıklarında dahi belli olacak bir mührün birden çok kez basılması zarurîdir ve bunun yanısıra müzayede şirketlerine Batı’da meydana geldiği benzeri mezata koydukları her yapıtın kaynağını belirtme zorunluluğu getirilmesi de şarttır! Okumaya devam et “VAKIF KİTABI ÖRNEĞİ”

ÜNİVERSİTENİN ÖLÜM TARİHİ

ÜNİVERSİTENİN ÖLÜM TARİHİ

Böyle tuhaflıklara esasında çoktan alıştık… Hatırlar mısnız? Tâââ 1918’de ölüm etmiş meydana gelen Sultan Abdülhamid’e Karabük Üniversitesi geçen yil fahrî doktora vermiş, bu garabeti hatta üniversitenin tarih yahut siyasî bilimler ile alâkalı bir kısmı değil, “Raylı Sistemler Mühendisliği”yapmıştı…
Hayata 95 yil öncesinde veda etmiş bir hükümdara doktora tevcihi merasiminin yapıldığı o tarihin, hükümet üniversitelerimizin ölüm bugünü olarak kaydedilmesi lâzımdır!
İstanbul Üniversitesi’nin rektörü, mahşeri andıran bu hay-huy içinde hepten ilerilere gitmeli, Fatih Belediyesi’ni taçlandırmasının sonrasında Sultan Abdülhamid’i “Dr. Abdülhamid” yapan meslekdaşını misal almalı ve üniversitelerinin Okumaya devam et “ÜNİVERSİTENİN ÖLÜM TARİHİ”

BU GENETİK DERDİMİZ YOK MU

BU GENETİK DERDİMİZ YOK MU

Unutmayalım: Atatürk’ün kesinlikle doğum tarihi dahi bu sabah halen bilinmemektedir ve tarihçilerimiz doğum kaydı dair hiçbir ciddî denetim yapmamışlardır. Bu konudaki tek belgeli iş inkılâp tarihçilerimize değil, Mehmet Ali Öz adındaki çalışma süresini tamamlamış yani emekli bir inanç adamına aittir ve Öz’ün Osmanlı Arşivleri’nde bulduğu 9 Ocakta 1893 tarihindeki evraka yönelik Mustafa Kemal 1881’de değil, 1877’de doğmuştur!
İş bu kadarla kalsa, yeniden iyi! Devlete ilişkin tarih kuruluşları, Selânik’teki arşivlerde Atatürk’ün doğum kaydını bulduğu malum şayet çalışma süresini tamamlamış yani emekli meydana gelmesinin sonrasında yabancı bir kente taşınması benzeri şahsî nedenler ve zorluklar sebebinden elindeki vesikayı artık yayınlamamış meydana gelen Yunanlı tarihçi ile temas kurmamışlardır! Hatta, Selânik’teki kayıtların bizde de yer alması mümkün meydana gelen nüshaları üstünde dahi çalışılmamıştır! Okumaya devam et “BU GENETİK DERDİMİZ YOK MU”

RADYO SEVDASI BİTMEDİ

RADYO SEVDASI BİTMEDİ

Getirilen yasak birden pek icracıyı şayet öncelikle 2 sanatçıyla bir Arapça rap grubunu etkiliyor: Nihai yıllarda sesinin yanısıra “erotik” sayılan klipleri ile de şöhret kazanmış Lübnanlı okuyucu Heyfa Vehbi’yi, Mısır’daki protest müziğin mühim isimlerinden meydana gelen ve şarkılarında Muhammed Mursi’yi açıkça destekleyip General Sisi’nin darbesine itiraz eden Hamza Nemire’yi ve “Oka ile Ortiga” grubunu…
1930’lardan buyana İngilizler’in BBC’si ile birlikte dünyanın en pek dinlenen yayım kuruluşlarından meydana gelen Mısır’ın hükümet radyoları, bilhassa de Mısırın Başkenti Radyosu yalnızca Mısırlılar’a değil, tüm Arap dünyasına seslenmiştir. Hattâ radyolarda Türk Müziği’nin yasaklı meydana geldiği 1930’lu yıllarda binlerce Türk dinleyici de antenlerini “Savtu’l- Arab min el-Kahire”ye, başka bir deyişle Mısırın Başkenti Radyosu’na çevimişler, uzunca süre Abdülvehab’a, Ümmügülsüm’e ve ek olarak pekçok Mısırlı sanatçının icralarına kulak vermişlerdir. Okumaya devam et “RADYO SEVDASI BİTMEDİ”

İKİ PADİŞAHIN TORUNU

İKİ PADİŞAHIN TORUNU

Matisse’in “Siyah Koltuktaki Odalık”ının mezata konacağının izah etmesinin sonrasında basınımız yazımı hatırladı, tablo konusundaki haberler benden yapılmış olan alıntılarla yayınlandı ama Nermin Padişah’ın dedelerinin isimlerinden tutun, bizzat hakkındaki verilere civarı hatalarla dolu şekilde!
İşte bu sebeple, başka bir deyişle Nermin Padişah’ın modellik ettiği tablonun Londra’da piyasaya çıkartılması vesilesi ile bu sabah yeniden onu anlatacağım…
Sultan Abdülaziz’in soyundan iştirak eden Nermin Padişah, 1923’te İstanbul’da doğdu. Hem Bir kadın, hem bir baba aracılığıyla hanedana mensuptu. Babası Şehzade Şevket Efendi, Abdülaziz’in erkek çocuğu ve Türk Müziği’nin önde iştirak eden isimlerinden bestekâr Seyfeddin Efendi’nin; annesi Adile Adile Hanımsultan da Abdülhamid’in kızı Naime Padişah ile Plevne Kahramanı Gazi Okumaya devam et “İKİ PADİŞAHIN TORUNU”

FARKLI KANUNLAR

FARKLI KANUNLAR

Padişahların çıkartmış oldukları kanunnâmelerde ve hükümdarlar ile devletin üst seviye idarecilerinin uygulamalarında zinaya verilen cezalar aralarında farklar vardı. Meselâ, Fatih Sultan Mehmed zina yapandan ücret cezası alır, Yavuz Selim’in sadrazamı Lütfi Paşa zina suçlusu bayanın cinsel uzuvunun dağlanmasını emreder, Üçüncü Ahmed “Fazla üzerlerine gitmeyin; tenbih edip korkuttuktan ardından bırakın”derdi. İkinci Bayezid ise hem bir bayanın dayak yemesini hem bir de zina yapan erkeğin cinsel uzuvunun kesilmesini buyururdu.
Ama asıl polemik, Osmanlı çağında bayanların recmedilip edilmediği hususunda idi ve bu konuyla alakalı kayıtlı yalnızca 2 Okumaya devam et “FARKLI KANUNLAR”

Abdülhamid, ‘Rumlar üzülürler’ diye fetih kutlamalarına müsaade vermemişti

Abdülhamid, ‘Rumlar üzülürler’ diye fetih kutlamalarına müsaade vermemişti

Fatih Padişah Mehmed’e esasında neler yaptık, neler…. Hem Bir cenazesini bir köşede unutup kokuttuk, hem bir de Abdülhamid vaktiyle İstanbul’un fethinin kutlanmasına müsaade vermedik!
İstanbul’un fethinin 562. yıldönümü, geçen gün, 1453’ten buyana tertip eden en parlak törenlerle kutlandı ama kutlamalarla alakalı olarak Geçmiş zamanda yaşanmış bir takım tuhaflıklar çoktan unutuldu… Meselâ, Padişah Abdülhamid’in “Rumlar üzülürler” diyerek fethin kutlanmasına müsaade vermediğini, 1953’teki 500. sene törenlerine hükümetin “Yunanistan’ı gücendirmemek” amaçlı katılmadığını, İttihad ve Terakki’nin de fethi 11 Haziran’da tebrik ettiğini çoğalış hatırlamıyoruz.
İSTANBUL’un fethinin 562. yıldönümünü geçen gün eskiyen yillara yönelik çok daha kocaman törenlerle kutladık… Okumaya devam et “Abdülhamid, ‘Rumlar üzülürler’ diye fetih kutlamalarına müsaade vermemişti”

Akademik sıralamada ne bekliyoruz ki

Akademik sıralamada ne bekliyoruz ki

Dünyanın en güzel üniversiteleri sıralamasında bundan önce önce ikiyüz aralarında yeralan ODTÜ, İTÜ yahut Boğaziçi benzeri Türk üniversiteleri, bu yılki listede epeyce gerilerde, 5 ile altıyüzler aralarında koltuk bulabilmişler… İlk 250 içinde hiçbir Türk üniversitesine koltuk verilmemiş, 251-300 bandına ise yalnızca Koç Üniversitesi girebilmiş, Sabancı Üniversitesi ile Bilkent de daha gerilerde yeralmış.
Önceki yıllarda listeye giren bir takım üniversitelerimizin rektörleri sıralamadaki gerilemeyi, ölçümlendirme kriterlerinde yapılmış olan değişikliklere bağlıyorlar ve eğitimlerinin kalitesinde farklılaşma olmadığını söylüyorlar. Okumaya devam et “Akademik sıralamada ne bekliyoruz ki”