SAKIN OKŞAMA


SAKIN OKŞAMA

Araştırmacılar “Kediler bizzat başlarının çaresine bakmayı seçim eder”diyor şayet dünya deney laboratuvarına benzemiyor. Damlarda, direklerde, ağaçlarda kalıveriyorlar. İtfaiyenin her zaman her yerden kurtardığı da palavra. Bir yere sıkışırsa merdivenle çıkıp alıyorlar şayet damlarda kedi kovaladıkları filan yok. Üstelik bizim Kiti’yi kepçeyle dürterken aşağıya düşürmüşlükleri de var. Neyse ki yaşamda.
O civarı uzunca nefesli testlere nazaran uzmanlar, kediyle sahibi arasındaki ilişkinin hakikat ruhsal boyutunu tanımlamak amaçlı yabancı deneyler inşa edilmesi gerektiğini de vurguluyor.
Bence hiç sebep yok. Hakikat şu ki, kediler bizi zerre civarı sevmedikleri amaçlı güvenmiyorlar. Sırnaşıyor, “sev” diye sokak kesip kafa atıyor, yatarken tepene atlıyor, uyurken gözünü dikip seyretmekte, yanağa pati darbeleriyle uyandırıyorlar şayet asla sevmiyorlar. Okumaya devam et “SAKIN OKŞAMA”

O BEDEN NEREDE BAŞLAR

O BEDEN NEREDE BAŞLAR

Her birşey, Schumer’ın Instagram’daki patlamasıyla başladı. Besbelli, kendisinden ek olarak tombul olduklarını düşündüğü öbür üç adı soyutlayıp şu şekilde yazdı: “Bence kocaman beden olmakta bir sorun yok. Harika ve sıhhatli bayanlar. Ama Amerika’ya yönelik kocaman beden 16’dan başlar. Benim beden ölçüm ise 6 ile 8 arası. @glamourmag benden müsaade almadan kocaman beden özel sayısına koymuş. Ama benzer fikirde değilim. Çocuk kızların, benim beden tipimin kocaman beden meydana geldiğini zannetmesi gerçek bir birşey mi? Bu konuda sizlerin fikri ne?”
“Ben zayıfım, şişmanlar düşünsün” benzeri bir çemkirme hissedilse de esasında sözlerinde haklılık hissesi var. Kendisinin Amerikan 6 ve 8’inin karşılığı “38-40 beden arası” meydana geldiğini söylediğine yönelik, bu ölçülere sahip bir kadın üzerinden kilolu algısı yaratmak birçok sıhhatli değil. Yeniden onun deyişiyle kocaman beden 48’le başlıyorsa, bu eşiği ek olarak aşağıya çekmenin lüzumu yok. Okumaya devam et “O BEDEN NEREDE BAŞLAR”

Bill’i oje almaya yolladım

Bill’i oje almaya yolladım

Trump’ın başkanlığıyla barışamayanlar Twitter’da “Başkan Hillary”cilik oynuyor. 20 Ocakta’ta adeta Hillary yemin etmiş de icraata başlamış benzeri gündelik tweet’ler atılıyor yepyeni hesaplardan. Bolca feminist dokunuşlarla; “Bütün kızlar toplandık… Bill’i oje almaya yolladım” detaylı dokunuşlar.
Kimin aklına gelirdi Amerikalılar Turks ve Caicos adalarına imrensin? Hayır, turkuaz cennete gıptadan değil, anaerkil cennete hayranlıktan bahsediyorum…
Normal koşullarda bilgi dahi olmazdı ama, Turks ve Caicos’taki aralık seçiminde Sharlene Cartwright-Robinson ülkenin önce kadın başbakanı oluyor. Olabilmektedir tabii; bugüne civarı 70 ülkede, şu ya da bu sürede kadın devlet ya da devlet başkanları işbaşına geldi. Adaların farkı şu ki, tüm üst seviye görevler temizleme bayanların elinde. Kocaman Britanya’nın deniz fazla toprağı olması amacıyla İngiliz valinin yardımcısı kadın, dik savcılık başkanı, bariş mahkemeleri başyargıcı, başsavcı tümü kadın. Yedi bakandan beşi de kadın. Okumaya devam et “Bill’i oje almaya yolladım”

Gösteri aynı ritimde devam etmeli mi


Gösteri aynı ritimde devam etmeli mi

Rod Stewart’ın ‘You’re in my Heart’ şarkısında sevgilisine benzettiği İskoç Celtic’i 2000-2005 seneleri aralarında çalıştıran Kuzeyindeki İrlandalı O’Neill’ın, kariyerinin zirvesindeyken, eşi Geraldine’in kanser meydana geldiğini öğrenip her şeyi bir kalemde ne türlü sildiğini düşündüm.
Adı Tottenham, Liverpool, Manchester United üstelik İngiliz Ulusal Kulübü amaçlı geçerken İrlandalı hoca her şeyi bırakmış, hastalıkla uğraş eden eşinin yakınında olmuştu.
Türk futbolunun bir çeşitli doğruluk ettikleri yere gelemediklerine inanan iki teknik adamı Yenal ile Vural televizyonda, karısının doğumu amaçlı Bursaspor karşılaşmayı öncesi apar topar Hollanda’ya giden Galatasaray’ın hocası Frank Rijkaard’a dokunduruyorlardı!
Ersun Yanal, “Tabii yargılamak bize düşmez” falan benzeri cümleleri ağzında yuvarlayıp noktayı koydu: “Ben olsaydım gitmezdim.”
Fenerbahçe’yi evire çevire yenebilen Kasımpaşa’nın hocası ‘Türk Futbolu’nun gülen yüzü’ Vural hepten ileri gidiyordu: “Karım ölse kulübü bırakıp gitmem!”
Bravo! Okumaya devam et “Gösteri aynı ritimde devam etmeli mi”

Annemi TV’den ne türlü kurtarırım

Annemi TV’den ne türlü kurtarırım

Danny DeVito’nun ‘Annemi Trenden Ne Türlü Atarım?’ diye bir filmi vardı. Ben, annemi trenden falan atmayı düşünmüyorum ama bir zamandır ‘Annemi televizyondan ne türlü kurtarırım?’ diye planlar yapıyorum! Her aşağı yukarı Türk kadını benzeri benim Elifim de erken herkesi işe gönderdikten ardından televizyonun karşısına geçiyor. Ve zaman boyu, sabahın köründe işe gidenlerin hiç bilmediği ‘Elif Harikalar Diyarında’ tadında bir yeryüzünde dolaşıyor…
Güne bir grup doktorla Afrika dansı inşa ederek başlıyor! Ardından doktorları can kulağıyla dinliyor. O civarı iyi dinliyor ki bir hekimin 6 senede tamamlayamadığı tıp eğitimini üç haftada son verdi. Geçenlerde yiyecek masasının üstünde babamın safra kesesini almaktan bahsediyordu!
Sonrasında, kaçan-kaybolan kişilerin aranıp yer aldığı, bol bol gözyaşı dökülen bir bayan programına takılıyor. Aranan amaçlı üzülüyor, yer alan amaçlı seviniyor. Kardeşimin iddiasına yönelik zarar birisi bulunsun diye bir grup semtli kadınla falcıya gidip suya dahi baktırmış…
İzdivaç programlarında, amcalara gelin, teyzelere damat beğeniyor… Kim kiminle kaç sene evli kalır, kaç senede boşanır, çocukları kız mı olabilir, adam mi olabilir gözlerinden anlıyor. Okumaya devam et “Annemi TV’den ne türlü kurtarırım”

DUNGA BİR ÇOBANDIR

DUNGA BİR ÇOBANDIR

Brezilya’nın efsane futbolcularından Socrates ise Ulusal Takım Teknik Patronu Dunga’nın tercih takımın ‘bürokratik ve muhafazakâr’ meydana geldiğini söylüyor.
Bugünlerde yepyeni bir roman üstünde personel Socrates, “Öykü 2014’te Brezilya’daki Hayat Kupası finali esnasında geçiyor. Finalde Brezilya, Arjantin’e karşın oynuyor ve Messi’nin 2 golüyle 2-0 mağlup vaziyetteyiz…”diye anlatıyor.
Romanında ulusal takımları amaçlı çizdiği siyah tabloyu Güney Afrika’daki Dunga’nın kulübü amaçlı de çiziyor Socrates…
Dunga’nın bir ‘gaucho’ (çoban) meydana geldiğini vurgulayan Socrates, “Dunga, Brezilya’nın güneyinden, en mürteci bölgesinden geliyor. Tercih takım da benim ölçülerimle hakikat Brezilya ruhunu yansıtmıyor”diyor. Okumaya devam et “DUNGA BİR ÇOBANDIR”

100 MİLYAR DOLARLIK PORNO SEKTÖRÜ


100 MİLYAR DOLARLIK PORNO SEKTÖRÜ

Yılda 13 bin filmin çekildiğini, 4 milyon 200 bin web sitesinde 420 milyon sayfa porno materyalin yer aldığını ve bulma motorlarında altını çizen 68 milyon defa porno detaylı kelimelerin arandığını göz önüne alınca görmezden geldiğimiz, yok saydığımız pornonun hayatımızda sandığımızdan daha çok koltuk kapladığı anlaşılıyor.
Bir grup bilim insanı, kocaman ölçüde adam egemenliğindeki porno pazarında bayanların vaziyetiyle alakalı çalışmalar yaparken 22 yaşlarındaki felsefe mezunu Matt McCormack Evans, ‘Anti-Porn Men Project’ isimli bir kampanya başlatmış. Porno takip edilen erkeklerin biryarısından fazlasının, “Bu filmleri seyretmek benim gözümde kadınları aşağılamak manasına gelmek bilmiyor. Toplumsal yaşamımı hiç etkilemiyor” dediğini fakat onlar farkında Okumaya devam et “100 MİLYAR DOLARLIK PORNO SEKTÖRÜ”

Git kendini dövdürmeden

Git kendini dövdürmeden

HAYATIMDA bir dövmeciden içeri ilk defa 10 sene civarı öncesinde Aylesbury’de girdim. Dilini bilmediğim bir ülkede, bilmediğim bir sebepten ötürü vücudunu tuvale çevirmiş bir dostum göğüs ucundaki piercing’i çıkarttıracaktı. Sol kolunu boydan boya kaplayan yılan dövmesiyle bizi karşılayan dövmeci kızla benim arkadaşın tek kelimesini anlamadığım az sohbetinden ardından tezgâhın arkasındaki perdeli kapıdan içeri girdik…
Ben, duvarda birey vücudunun her bölgesini ve üzerlerindeki envai tür dövmeyi gösteren görüntüleri incelerken yılan dövmeli kız, arkadaşımın göğsündeki küpeyi çıkarmakla meşguldü. Kasığına 1930’ların seks simgesi, koca gözlü şerit film kahramanı Betty Boop’un dövmesini yaptıranı mı dersiniz, köpekten dinozora hayvan resimleriyle vücutlarını süsleyenleri mi çoğalış ne ararsanız duvardaki resimlerde vardı. Okumaya devam et “Git kendini dövdürmeden”

30 saniyeliğine sessizce durun

30 saniyeliğine sessizce durun

“HEP düşünüyorum; ‘Cehennem nedir?’ İddia ediyorum cehennem sevememekten dolayı acı çekmektir…”
40 seneden pek bir zaman tek satır yazısı yayınlanmayan ve geçen sene yaşamını yitiren Amerikalı yazar J.D. Salinger, ‘Dokuz Öykü’ kitabındaki ‘Esme İçin Sevgi ve Yoksunlukla’ öyküsünde cehennemi bu şekilde tarif ediyor.
Cehennemin sevememekten dolayı acı çekmek meydana geldiğini argüman eden Salinger, tam 40 sene insanlardan uzak yaşadı. Ne edebiyat etraflarıyla bir ilişkisi vardı ne okuyucularıyla ne de medyayla! Malum son imajı, bir arabanın içinden resmini çekmeye personel fotoğrafçıya vurmak amacıyla yumruğu havada bir fotoğraftı… Kendisiyle konuşmaya iştirak eden gazetecileri tüfekle kovaladığı anlatılıyor. Çevresindeki birden çok kişiden birisi meydana iştirak eden avukatı, hayat hikâyesini yazınca onu dava etmişti Salinger, “Hayat benim hayatım ve onu kimseyle paylaşmak istemiyorum” diye… Okumaya devam et “30 saniyeliğine sessizce durun”

Madonna ifade etti şayet ben Tolstoy’u dinledim


Madonna ifade etti şayet ben Tolstoy’u dinledim

Şu yeryüzünde en kıskandığım erkek Tolstoy! Bu kocaman yazarı kıskanmamın sebebi Anna Karanina ya da Savaş ve Sulh benzeri dev eserleri değil, bir mektubunda yazdığı üç kelimelik bir cümle: “Mutluluğum hudut tanımıyor!”
Tostoy’un dünya edebiyatının şaheserleri aralarında başı köşede bulunan yapıtlarında rastgele birinin yazarı olmayı düş etmektense bir dostuna yazdığı o mektuptaki bu cümleyi bizzat hayatım amaçlı kurabilmeyi isterdim. Ailesinden olan serveti, sevgi ve hayranlık duyduğu kadınla evliliğinin yanında eserleriyle ek olarak yaşarken ölümsüzlüğe ulaşmış Tolstoy’un aksine ben son birden çok aydır şu sefil hayatım amaçlı fakat şu cümleyi kurabiliyorum: “Mutsuzluğum hudut tanımıyor!” Okumaya devam et “Madonna ifade etti şayet ben Tolstoy’u dinledim”